EDİTÖRDEN

YAŞAR KEMAL BİZE NEYİ ÖĞRETEBİLİR?

Üç buçuk yaşındaydı.

Halasının kocası kurban kesiyordu. Kesim sırasında deriden kayan bıçak küçük Yaşar’ın sağ gözüne saplandı. O gözü bir daha hiç görmedi. Dünyaya sol gözüyle baktı.

Beş yaşındaydı.

Camide namaz kılan babasını izliyordu. O sırada babası bıçaklanarak öldürüldü. (Rus saldırıları yüzünden Van’dan Adana’ya yürüyerek göç ettikleri sırada babasının ölümün eşiğinden kurtararak, sahiplenerek büyüttüğü evlatlığı tarafından öldürüldü.) Babasını kaybeden küçük Kemal kekeme oldu. On iki yaşına kadar düzgün konuşamadı. Sadece türkü söylerken kekelemiyordu.

Babası öldükten sonra, zaten evli olan amcası, Yaşar’ın annesiyle de evlendi.

Küçük Yaşar hiperaktif bir çocuğa dönüştü.

Sekiz yaşındaydı.

Köye gelen çerçinin (seyyar satıcı) deftere bir şeyler karaladığını gördü.

―Bu yaptığın nedir?

―Yazı!

―Ne işe yarıyor?

―Kimin bana ne kadar borcu olduğunu yazıyorum, böylece unutmuyorum.

Okur yazarı olmayan bir köyde doğup büyüdüğü için yazının varlığından haberdar değildi. Sekiz yaşında yazı denen bir şeyin var olduğunu öğrendi.

Dokuz yaşındaydı.

Okuma yazma bilmiyordu. Okul bulunduğunu öğrendiği komşu köye giderek öğretmenle görüştü.

―Ben okuma öğrenmek istiyorum.

―Olur, nüfus cüzdanın var mı?

―Yok.

―Kalem, defterin de yok.

―Üç ayda öğreneceğim, üç ay sonra da okula gelmeyeceğim, söz.

―Ayakkabın da yok, okula ayakkabısız gelemezsin. Seni bu şekilde okula alamam.

―Yeminler olsun, çok çalışıp üç ayda okuma yazmayı öğreneceğim. Sonra başınıza bela olmayacağım.

―Peki, peki… Al şu parayı git kendine kalem, defter al.

Yaşar, üç ay sonra gazete okuyacak kadar ilerledi. Üç ay sonra söz verdiği gibi okuldan ayrılmak istedi ama öğretmeni izin vermedi. Okuması için onu ikna etti.

İlkokulu bitirdi. Ortaokulu okumak için kasabaya gitti. Maddi olanakları el vermediği için ortaokulu ikinci sınıfta bıraktı. Bundan sonraki yaşamı zorluklarla mücadeleyle geçti.

Küçük yaştayken çalışmak zorunda kaldı. Irgatlık, su bekçiliği, traktör sürücülüğü, arzuhalcilik, vekil öğretmenlik gibi farklı işlerde çalıştı. Bir kütüphanede kıt kanaat geçineceği bir maaşla memurluğa başlayınca soluksuz okudu. Yazma denemeleri yapmaya başladı. Düşüncelerinden dolayı hapse atıldı. Çıktı, işsiz kaldı.

Yaşar Kemal'in gençlik yılları
Yaşar Kemal’in gençlik yılları.

Yirmili yaşlarını devirmek üzereydi.

İş bulmak için İstanbul’a geldi. Parasızdı. İş bulana kadar Gülhane Parkı’nda gazete kağıtları üzerinde uyudu. Günlerce… Aç kalmamak için Sarayburnu’na inerek balık tuttu. Tuttuğu balıkları Galata Köprüsü’nde satarak kazandığı üç beş kuruşla karnını doyurdu.

Cumhuriyet gazetesinde işe başlayınca röportaj yazarlığı için Anadolu’ya gönderildi. Röportajları yayımlanırsa işe alınmış sayılacaktı, yayımlanmazsa işe alınmamış…

Anadolu’dan gönderdiği röportajlar büyük beğeni topladı. Şeytanın bacağını kırmıştı.

Otuz yaşını aşmıştı.

Kış aylarında, yakacak alacak parası olmadığı için ısıtamadığı soğuk bir evde – parmakları kalem tutsun diye eldiven giyerek-İnce Memed’i yazdı. Yayımlattığında dünyanın sayılı romancılarından biri oldu. Artık, ünü “yedi iklim dört bucağı” sarmıştı.

Yaşar Kemal
Çağdaş Homeros Yaşar Kemal

Yazının başlığındaki sorunun yanıtı, biraz da dramatize ederek yukarıya aldığım yaşam öyküsünün kesitlerinde gizli:

Travmalarla dolu bir çocukluk geçirmesine rağmen insan sevgisi hep diri kaldı. Çocukken ölümü gördü ama tavizsiz bir barış savunucusu oldu.

Okumak için koşulları zorladı, zor koşullara teslim olmadı.

Okulunu bırakmak zorunda kaldı ama okuyarak kendi kendini eğitti. Ortaokul ikiden terk ama Türkçe romanda tek…

Gazete kâğıtları üzerinde yattı ama kendine inancını ve umudunu yitirmedi. Koşulları zordu ama o da koşulları zorladı.

Bahane üretmedi, sadece üretti.

Yani “Yaşadıklarından öğreneceğimiz bir şeyler var.” Yaşar Kemal’in. Yaşamıyla ya da yaşama karşı duruşuyla bize üretken, direngen, güçlü, barışçıl ve insancıl olmayı; kendine güvenerek hayata sarılmayı öğretti.

Yılmaz Elgün